8 Mayıs 2009 Cuma

Herkes özür dilemeli!!


Arda Turan'ın silahlı tişörtü ile gerçeği Habertürk gazetesi yazmış.
Kendilerini tebrik ediyorum.. Buyrun linki.
http://www.htspor.com/Futbol/spor-haber/145459-pardon-arda.aspx

Özür dileriz Arda...

her kesime hitaben


Bu gün tramwaya bindim uzun bir aranın ardından. Kendimi okul ödevlerine verdiğimden beri iş-okul-ev arası bir yaşam üçgenine hapsetmiştim.
Okula ödevimi teslim etmek için bindiğim tramway da çok ilginç bir tiple karşılaştım. Annesi türbanlı, gayet sofu olan çocuk, simsiyah giyinmişti. Üzerinde Slipkont yazan bir tişört. Onun üzerinde yine siyah bir hırka. Pantolon da siyah...
Ancak ayakkabısı daha bi' dikkat çekiciydi; Adidas superstar...
Sonra düşünmeye başladım. Spor takılanlar, metal tarzına sahip olanlar, hip hop türü giyinenler, punklar, converse çılgınları emolar dahi superstar'sız bir hayat kurmadılar.
Bu kadar geniş skalaya hitap eden bir ayakkabı daha sanırım yer yüzünde olmadı.
Adi Daissler, ilk ayakkabısını ürettiğinde bu kadar meşhur olacağını düşünmüşmüydü acaba...
Rahat uyu sen Adi.. Bütün dünya izinden geliyor.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Helal olsun ikisine de !

Chelsea-Barelona maçı oynanırken televizyonlar bir ara iki takımın teknik direktörü Pep Guardiola ile Guus Hiddink'in sarmaş dolaş bir şekilde görüntüledi.
Ne kadar güzel bir görüntüydü.. Birisi yılların deneyimli hocası. Eline aldığı çamuru bile vazoymuş gibi gösterebilme yeteneğine sahip bir adam Guus Hiddink.

Diğer bir yanda Barcelona'nın efsanesi olmuş, teknik direktörlük kariyerine en üst seviyeden başlamış bir çaylak Pep Guardiola..
İkisini de böyle görmek cidden çok büyük bir olay. Düşünün dünyanın en prestijli turnuvasından eleniyorsunuz ve sizi eleyen adama sarılıp gülüyorsunuz.
Acaba bunu Türkiye'de yapsaydınız size ne derlerdi?

Gönüllerin barcalayıcısı!


Dün geceki Chelsea-Barcelona maçını izledikten sonra şu yorumu yaptım, bunların oynadığı futbolsa bizim Türkiye'de 30 haftadır izlediğimiz şey ne?
Kötü bir demo mu?
Başarının diğer adı olan Guus Hiddink'in idaresindeki Chelsea, bulduğu sürpriz golle öne geçti. Sık sık İlker Yasin tarafından başımıza kakılan Hiddink'in "Bu sene finale çıkmazsa bu kadro bir daha çıkamaz" cümlesi çok doğruydu.
Gelen sürpriz golün ardından sonra Pep Guardiola'nın yıkıldığını gördük. Başka planı olmayan Guardiola, takımının son dakikalardaki golü ile çocuklar gibi şendi.
Ancak maçın son dakikalarında yaşanan itirazlar, Drogba'nın hakemin üzerine yürümesi, Bosingwa'nın "Bu hakem satılmış" demesi hiç yakışmıyordu. Herkesin, "Şunların eline ne kadar istiyorlarsa verelim, senede 2 kere toplanıp oynasınlar" dediği takımın futbolcularından Mavililer'in böyle oyuncularının olması yakışmadı.
Son dakikalardaki penaltı tartışmasına ise bir şey diyemeyeceğim.
Milyarlarca dolar harcayan Abrahamovic'in hayalleri bir kez daha "cup" diye suya düştü.
Bakalım ilerleyen senelerde Chelsea'yi Şampiyonlar Ligi kupası kazanırken görebilecekmiyiz.
Barcelona'yı tebrik ediyoruz. Herkesin gönlünde yatan finali bize izletecekleri için. Şimdi gözümüz, kulağımız 27 Mayıs'ta Roma'da oynanacak finalde.


Iniesta, attığı golle bütün Barcelona taraftarlarını çılgına çevirdi. Gece facebook'a girdiğimde Jamaikalı olan dostlarımın bile iletilerinde deli gibi futbol yorumları yapılıyordu. Ki bu kişilerin kız olması ise ayrı bir dikkat çekilmesi gereken unsurdu.
Başka bir dünyadan geldiğine inanılan Iniesta'nın golü, Türkiye'deki bahisçileri, Katalanları ve Barcelona sempatizanlarını sevindirmiştir.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Ayşe Özyılmazel'in de diline düştünüz ya


Malumunuz 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası ülkemizde düzenlenecek. Ancak bir türlü yapımına başlanamayan salon inşaatlarından dolayı bu prestijli, dünyanın bütün basketbol severlerinin gözünün üzerinde olacağı turnuvayı düzenleme hakkını kaybedebiliriz. Ya da elimizde, avucumuzda kalanlarla tarihin en kötüsü olmaya aday bir şampiyona düzenleyeceğiz.
Bürokratik engeller bir türlü aşılamadığı için salon inşaatlarına başlanamıyor. Belediye izin verse, büyük şehir belediyesi izin vermiyor. Çocuklarımızı sokaklardan, kötü alışkanlıklardan kurtaralım, onları spora yönlendirelim diyoruz ancak spor salonu yapımına izin vermiyoruz!

Bunu son olarak Sabah gazetesinin Günaydın eki yazarı Ayşe Özyılmazel yazdı. Pek çok şeye hevesli olan kızımız bu sefer de basketbol konusuna merak salmış olacak ki, böyle bir yazı yazmış. (yazının linki: http://www.sabah.com.tr/GunaydinYazarlar/ozyilmazel/2009/05/06/kirmizi_hadise_birincilige_kosuyor)
Efes Pilsen ile bir final four gezisinden sonra sanırım orada ettiği muhabbetlerden aklında/not defterinde bunlar kaldı ki yazdı.
Neyse benim sözüm bu şampiyonayı düzenleyecek olanlara... Magazin ekinin yazarlarına bile malzeme oluyorsunuz. Elinizi çabuk tutun da şu güzelim şampiyonayı bürokrasiye kurban etmeyin!

5 Mayıs 2009 Salı

En büyük patron kim





İnternetin en büyük hiphop & rap sitesi allhiphop.com'da rap dünyasının patronunu seçiyorlar. Ben oyumu Snoop Dogg'tan yana kullandım.

http://www.allhiphop.com/stories/features/archive/2009/04/29/21491167.aspx

Tabiki oylar Snoopy'e

söylesene güzel hocam bu takım neden oynamıyor?



Bütün sinirim, üzüntüm, küskünlüğüm, hırsım geçtikten sonra yazmayı tercih ediyorum. Çünkü ilk saatlerde yazsaydım çok büyük küfürler olabilirdi.
Ama şimdi daha sakinim. Belli oldu ki Beşiktaş, büyük maçlar kazanma konusunda sıkıntılar yaşıyor. Fenerbahçe karşılaşmasından önce Bursaspor maçında liderlik şansı ayağına kadar gelmişti Kara Kartal'ın. O maçta İbrahim Toraman'ın el freni altın tepside gelen liderliği elinin tersiyle itti Beşiktaş. Neyse ya sabır denildi. Eskişehirspor maçı kazanıldı. Sivasspor'un G.Antepspor'a yenilmesinin ardından altın tepsi bir kere daha önüne geldi Beşiktaş'ın. Ancak yine elinin tersini kullandı siyah beyazlılar. Yine istemedi. Yine kazanamadı. Bunun sebebi de büyük maçlarda sahneye çıkacak isimlerin olmayışı.

Beşiktaş'ın huyu haline geldi. Kazanması gereken büyük maçlarda eli ayağına dolanıyor. İyi oynayamıyor, sahaya çıktığında şaşkınları oynuyorlar.
Mustafa Denizli'nin takımı motive etmesi de işe yaramamış belli oldu. Şampiyonluğu istemiyorlarsa baştan söylesinler de tribünleri tıklım tıklım dolduran taraftarı üzmesinler.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Ahirette iman, İstanbul'da mekan



İlk çıktığı seneler, uzun saçları, parlak kıyafetleri, ilginç sesi ile dikkat çekmişti. Gel zaman git zaman gangsta oldu, doğudan batıya geçti... Şimdilerde ise Kanye West'in yarattığı imajın da etkisiyle tarzını değiştirdi.
Sert gangsta imajına taban tabana zıt saçları gidince yaşının verdiği ağırlığı üzerine aldı. Şimdilerde biraz havai olsa da pek çok ismin sevdiği bir rap yıldızı Busta Rhymes.
Kendisi de Türkiye'yi sevmiş olacak ki ikinci defa geliyor. Daha önce 1 kere Discorium'a gelen dünyaca ünlü yıldız, bu sefer Rıddım'da sahne alacak. 7 Mayıs'ta yine "Lets make a noise" diyerek ortalığı yıkmasını beklediğim Busta için bilet yoğunluğu fena değil.
Umarım daha önce Ja Rule konserinde yaşadıkları hüsranı yaşamaz Rıddım da kurşunlanma olayından sonra işleri rayına sokar.

kötü kızlar iş başında



Bir grup liseli kız, çocuklara baktıktan sonra evin erkekleri ile de ilgilenirse ne olur... Tipik Amerikan porno filmlerine konu olan bir senaryodan yola çıkmış The Babbysitters. 2007 yapımı bir film. Geçtiğimiz günlerde izleme imkanı buldum. Başrollerinde John Leguizamo ve Katherine Waterston var.
Film çocuklarına bakan bir liseli kıza aşık olan adamın hikayesi ile başlıyor. Bir süre sonra bakıcı Sherley ile birlikte olmaya başlayan Michael, kıza para vermeye başlayınca işin rengi değişiyor.
En yakın arkadaşını, onun başka bir arkadaşını, derken arkadaşının kardeşini de bu işin içine sokunca, liseli kızlarımız mini bir şirket kuruyorlar.. Ve adını "The babysitters" koyuyorlar.
Filmin bir sahnesinde "Bize bir kız ayarlarmısın" dediğinde Sherley'in büyümüş de küçülmüş "mama" cevabı ise evlere şenlik; "Öyle dememeni rica ederim." Bunun üzerine telefonun diğer ucundaki arkadaş durumu toparlayarak, "Bakılacak çocuklarımız var, dadı gönderirmisin" diyor.


Gelen sıcak para ile üniversite hayallerine yaklaşan kızlar kendilerinden yaşça büyük adamlarla arabada, kiralanan evlerde birlikte olmaya başlıyorlar. İlk parasını alan Sherley'in 20 papelin üzerine yazdığı "Trouble/bela" kelimesi ise, yeşilliğin tehlike boyutunu bir kere daha gözümüze sokuyor.
Filmin içinde ise ironi üzerine ironi kaynıyor. Son bir kaç dakika haricinde gayet seyrinde, canı sıkmadan ilerleyen "Çocuk bakıcısı"nda genellikle fazla bir hareketlililk yok. Son sahnelerde Sherley'in babası ile karşılaşmasından sonra hiç birşeyin gösterilmemesi film içinde film olabilecek bir durumken, yönetmen David Ross burayı atlamayı tercih etmiş.
Filmin sonunda Sherley'in Michael'i ziyaret etmesi ise, Üç Maymun filmi rüzgarları estiriyor.. Belki de Nuri Bilge Ceylan bu filmden esinlendi ha! Olmaz diye hiç bir şey yok.

1 Mayıs 2009 Cuma

bak şimdi olmadı Nihat Sırdar



Akşam gazetesinde yazıyor bir süredir Nihat Sırdar. Radyo programında hükümete verdiği ayarla dikkatleri üzerine çekmişti. Hatta bir ara o kadar ileri gitmişti ki hükümet ona "trafikte son durum" gibi sadece devletten alınabilecek bilgilerin kaynağını kesmişti. Hal böyle olunca, ününe ün kattı.
Daha sonra bu çıkışları ile dikkat çekti ve Akşam gazetesinin yazar kadrosuna geçiş yaptı. Bazı yazılarını çok beğeniyordum. Herkesin anlayabileceği bir dilde yazıyordu. Yılmaz Özdil gibi bol boşluklu, paragraflı... Anlaşılır, sadeydi.
Ancak 30 Nisan 2009'da yazdığı yazısı ile "bir köşe yazarı kendi reklamını nasıl yapar"ın en iyi örneğini gösterdi.
Tebrik ediyorum. Başka bir yerde para ile versen bu kadarını başaramazdın Nihat abi..
Umarım güzel bir yayın olur.