30 Haziran 2010 Çarşamba

Kulak




İster milyon dolarların olsun, istersen her ülkede tanınırlığın olsun....
İster ilkokul çocuğu ol, istersen askerde tertip...
Herkesin en az bir kere yaptığı kulağa pıtlatma hareketi vardır. Kimisi çok uyuz olur kimisi çok keyif alır.
Burada gördüğümüz gibi Brezilya'nın ünlü futbolcusu Kaka, takım arkadaşının kulaklarını taciz ediyor.

Sıra Kobe'de mi?



Nike'ın reklamında oynayanların bilindiği gibi üzerinde bir lanet var gidiyor. Spor bloglarında konu ile ilgili detaylı yazılar bol bol mevcut.
Cannavaro, Rooney, Cristiano Ronaldo, Ribery, Evra, Drogba elendiler. Ronaldinho, Walcott kadroda yoklar. Roger Federer Wimbledon'a veda etti...
Geriye LA Lakers'ın yıldızı Kobe Bryant kaldı.
Bakalım "write the future" laneti Biftek'e de bulaşacak mı?
Hep birlikte bekliyoruz.
Dualarımız herhangi bir şey olmaması yolunda!

29 Haziran 2010 Salı

Eğer yazlığınız varsa

Eğer ebebeynleriniz sizin her yaz gideceğiniz bir yer olsun isteğinizi kırmaz ise alınır yazlıklar. Baktığınız zaman gayet mantıklıdır yazlık fikri. Annemizin yaptığı yemekler en kral otellerin mutfağından bile iyi gelir insan bedenine... Tabi anneniz Abiye Kuzu gibi yemek yapmayan birisi değilse!
Eğer uzun senelerdir aynı yazlığa gidiyorsanız, çocukluktan beri birlikte takıldığınız arkadaşlarınız olur. Benim senelerdir böyle arkadaşlarım var. Hatta arkadaş kelimesi bunlar için çok hafif kalır. Dost demek daha doğru olur. Ama önemli olan o dostluğu yazlıkta bırakmamak. Biz bunu başarmış ender insanlardanız.
Eğer çok sayıda insan tanırsanız sıkılmayabilirsiniz. Yazlıkta geçirdiğiniz senelerin ardından arkadaş çapınız obez bir insanın göbeği gibi geniş ise sırtınız yere gelmeyebilir. Bu sayede herkesle birlikte zaman geçirebilirsiniz. Yapacağınız bi' dolu aktivite olabilir.
Eğer çok arkadaşınız varsa gidecek kapınız bol olur. Aile bireylerinizin şehre dönüp sizin yazlık mekanda kalmanız halinde bu bol miktardaki kapılardan birisine gidip yemek yiyebilirsiniz. Beni senelerce kurtarmıştır. Şiddetle tavsiye ederim.
Eğer futboldan azıcık anlıyorsanız kültür fizik hareketlerinden de geri kalmamış olursunuz. Benim gibi çok az anlayan bir insan bile çok rahat bir şekilde maçlarda kendine görev bulabiliyor. Bu sayede nefes açma egzersizleri yapabiliyorsunuz.
Kısacası eğer yazlığınız varsa çok güzel zamanlar geçirebiliyorsunuz...

12



Bir yanda dünyanın en iyi futbolcularından birisi ilan edilmiş bir isim...
Diğer bir yanda Almanya'nın yetiştirdiği forvetlerden birisi. Asla Gerd Müller gibi, Klissman gibi hatırlanacak bir isim değil.. Hatta 2 ay top oynamasa kimse sormaz nerede bu adam diye.
Ama gelin görün ki, her iki isminde ortak bir özelliği var.
Öncelikle bahsettiğimiz isimlere açıklık getirelim... Birisi dünyanın 1 numarası Pele. Diğeri ise Almanya'nın golcüsü Miroslav Klose.
Maradona ile girdiği düellolardan tutun da, attığı gol sayısına kadar hep konuşulmuş bir isim. Klose ise böyle değil. Sessiz, sakin bir şekilde kariyerine devam ediyor.

Gelin görün ki, bu iki isminde Dünya Kupaları tarihinde 12 golü var.
İkisinin de oynadığı dönemler farklı ama Pele gibi bir isimle Klose'nin aynı gol sayısında olması biraz gülünç gelmiyor mu sizlere de ?

14 Haziran 2010 Pazartesi

Rayban out, Prada in




Türk insanın yaratıcılığından korkmamız gerekiyor. Ejdadımız o kadar zekiydi ki, 3 kıtaya aynı anda hükmetmeyi başarmıştı.
Ama gel zaman git zaman elimizde bu kadarcık toprak kaldı. Haliyle kumarda kaybedecek bir konumda olmadığımız için gidenlere insan üzülmüyor değil.
Türklerin yaratıcılığına geri dönersek... Geçtiğimiz gün gazeteye giderken dikkatimi birşey çekti.
Sıcak günlerimizde göz sağlığımız için gerekli olan en önemli şey olan güneş gözlükleridir. Kimse bunu inkar edemez.
İşte Türk insanının kıvrak zekası burada ön plana çıkıyor. Geçen sene çok popüler olan Rayban'ın wayfarer modelinin "çakmalarını" üreten işportacılarımızın modayı yakından takip ettiğini bir kez daha anladım.
Metrobüs duraklarında reklamları olan Prada gözlüklerinin imitasyonları artık işportacıların tezgahlarını süslüyor. İşe o gün geciktiğim için pek dikkatle inceleme şansı bulamadım ama en kısa sürede bununla ilgileneceğim. İşin peşini bırakacağımı sananlar yanılmaktalar.

13 Haziran 2010 Pazar

Diego Armando Soprano!



Dünya Kupası başladı gidiyor... Blogu spor olaylarından korumaya çalıştığımdan sebep pek girmek istemiyorum Güney Afrika hava sahasına...
Ama bu fotoğrafı herkes görmeli. Çünkü hep olan bir şey değil.
Tanrı'nın Eli Diego Armando Maradona Arjantin'in Dünya Kupası'ndaki ilk maçı olan Nijerya karşılaşmasında takım elbise giymişti!
Evet yanlış okumadınız. Gözlerinizde herhangi bir problem yok. Bunun içinde telaşlanmaya gerek yok.
Futbolun asi ismini o haliyle görünce çok şaşırdı herkes.
İtalyan mafyalarına benzemiş... Sahaya önce eşofmanla akredite kartı kullanmadan (beni herkes tanır mantığından olsa gerek) çıkması enteresandı.
Daha sonra eşofmanları çıkarttı ve rivayetlere göre küçük kızı istediği için takım elbiselerini çekti.
İtalyan mafyalarını andıran bir şekilde saha kenarından direktiflerini veriyordu Diego. Bir silahı eksikti.
Aklıma bir dönem severek izlediğim The Sopranos dizisini hatırlattı Tanrı'nın Eli. İyi ki varsın futbolun içinde...

8 Haziran 2010 Salı

Taksim'deki göstericiler

Bu hafta sonunu uzun zamandır gitmediğim Taksim'de geçirdim. Nişantaşı trafiğinde kaybolduğumuz dakikalardan sonra bir de Taksim de sürünmek lazımdı bünyeme.
Hiç üşenmedik. Bakırköy'den Taksim'e kadar gittim.
Gezerken birşey dikkatimi çekti.
İlk kez İsrail'in yaptıkları için ilk kez doğru dürüst insanlar miting düzenliyordu. Daha saldırının öğrenildiği ilk birkaç saat içinde insanlar Taksim Meydanı'na gelerek cihat çağrıları yapmıştı.
Daha sonra olanlarda da durum farklı değildi. Çember sakallı, burkalı, kara çarşaflı kadınlar toplanmışlardı. Türkiye'deki çok az bir azınlık olan bu topluluk "tam zamanı" diyerek saldırıya geçmişti. Çekilen fotoğraflara baktığımda bu kişilerin nasıl ve nerede yaşadığı konusunda hiç bir fikrim yoktu. Sanki dolaptan fırlamış gibiydiler. Birileri bu kişileri derin dondurucuya çıkartmış ve gerektiği anda kullanmak için sokağa salmışlardı.
Ama geçtiğimiz cumartesi gördüklerim diğerlerinin yanında Rönesans'ı gerçekleştirmiş gibiydiler. İlk kez kendime daha yakın hissettiğim insanları İsrail'i protesto ederken daha iyi hissettim kendimi. Hatta ben de kısa bir süreliğine de olsa onlara katıldım. Slogan attım.
Kötü bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Sadece ülkede İsrail'i protesto eden insanların çember sakallı erkekler ve çarşaflı kadınlar ordusu olmadığını göstermeye çalıştım.

3 Haziran 2010 Perşembe

Para adamı bozar mı?



İlk çıkışını 50 Cent ile yapmıştı The Game..
Sonralarda izlerken NaS ve Damian Marley'nin efsane "Road to Zion" klibinde görmüştük kendisini.
Filmlerde falan da oynadı. İş yapmaya başladı. Yıllık kazanç olarak 10 milyon dolarlı rakamlara bile geldi. Ama içindeki "gangsta"yı hiç kaybetmedi. Seviyorduk kendisini. Ta ki bu son fotoğrafını görene kadar..
Üzerindeki Polo tişörtü, Louis Vuitton cep telefonu kılıfı...
Olmadı be Jayceon. Nerede o eski hallerin. Görüyoruz twitter'a da koyuyorsun 4 kapılı Porsche'nin fotoğraflarını.
Ah nerede o lowrider kullanan The Game...
We missin' you nigga!

Kahır dolu sezonun habercisi



Beşiktaş'ın son günlerde yaşadıkları çok karmaşık...
Yöneticiler, günlerdir Quaresma'nın peşinde.. Olmadı diye bildirildi resmi siteden..
Son günlerde sağlık problemleri artan Mustafa Denizli ile yollar ayrıldı, ayrılmadı. Tam bir kaos ortamı mevcut.
Bu kaotik ortamın içinde Beşiktaş'ın henüz bir arpa boyu bile ilerlemediğini görüyoruz. Spor kanallarının bir köşesinde duruyor; Beşiktaş'ta gelen oyuncu "yok." Gidenlerin isimleri var sadece...
İnsanlar üzülüyor. Şu ana kadar G.Saray'ın da F.Bahçe'nin de geleni gideni yok. Herkes Dünya Kupası'nı bekliyor. Tek avuntumuz o zaten!
Ama Beşiktaş'ın geçen sezon yaşadığı geç başlamanın verdiği kötülüğü bir kez daha yaşayacak gibi geliyor.
Hoca yok, oyuncu yok, başkan zaten en başından beri yok...
Yanarım, yanarım Beşiktaşlılara yanarım...

Milis Adriano



Dünya Kupası yaklaştıkça, teknik direktörlerin ilginç antrenman ve moral verme tekniklerini görüyoruz..
İngiliz David Beckham'ın Afganistan ziyareti, Cristiano Ronaldo'nun Portekiz Milli Takımı ile birlikte oynadığı paint-ball turnuvasından sonra bir başka ismin daha fotoğrafına ulaşmaya başardı paşa çayı blogu.
Inter'deki alkol sorunu nedeniyle ülkesi Brezilya'ya dönen ve Flamengo'da gol kralı olan Adriano'nun silahlı pozunu bulduk.
Kaynağı Almanya'nın meşhur gazetesi Bild'in resmi internet sitesi. Başı uyuşturucu ile derde giren oyuncular listesinde bulduk.
Elindeki silahlarla besili bir teröriste benziyor.
Bu arada alttaki fotoğraf da Türkçe Wikipedia'dan. Bazı hınzırlar Brezilyalı golcüyü Süper Lig'in yeni takımlarından Kardemir Karabükspor'a transfer etmişler bile :) Ne diyelim vallahi bu Türklerden korkulur :)